Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:



Super Oyunlar Oyna

  
Halk Hikayesi - Örnek

                    

www.arsivbelge.com
Halk HikayeleriHalk Hikayesi - Örnek dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Yazı Girişi: Hikaye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikayeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı verimleri içinde 16.asırdan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir. Hikayelerin genel özellikleri: Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikayeleridir. Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikayelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de görülmüştür. Yazının Tamamı aşağıdadır!

Halk Hikayesi - Örnek

 TANIMI:Hikaye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikayeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı verimleri içinde 16.asırdan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir. (Albayrak Abdullah, 1993)

GENEL ÖZELLİKLERİ: Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikayeleridir. Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikayelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de görülmüştür. Nazım- nesir karışık olarak anlatılan bu hikayelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır. Pertev Naili Boratav’ın ‘belki eskiden destanların üzerine almış yeni ve orijinal bir nevin mahsulleri’ diye nitelendirdiği hikayeler, destanlardan; mutlaka tarihi bir vakaya dayanmaması, nazım-nesir karışık oluşu ve zamanla nesir kısmının ağırlık kazanması, şahısların ve olayların anlatımında takınılan gerçekçi tavır, kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilmesi, destanlarda yer alan olaylar kesin bir sonla bitmediği halde halk hikayelerinde kesin bir sonun bulunmaması, halk hikayelerinde söz konusu edilen olayların ve kişilerin oldukça azalması, toplum karşısında anlatılmaları, hikayedeki manzum kısımların genellikle saz eşliğinde dile getirilmesi, değişik bir anlatılma üslup ve geleneğinin olması, belli yerlerinde tekerleme adı verilen belli söz kalıplarının bulunması gibi hususlarda ayrılmaktadır. Ayrıca destanlar belli bir daire teşkil ederler. Hikayelerde, özellikle aşk maceralarını işleyenlerde böyle bir daire söz konusu değildir. Hikayenin kahramanı aşık olur, sevgilisine kavuşma yolunda çeşitli maceralara girer, sonunda kavuşur veya kavuşamaz ama hikaye de orada biter. Destanlarda böyle kesin bir son mevcut değildir. Destanlara en yakın duran Köroğlu ve Dede Korkut Hikayeleri’nde böyle bir tesir görülmektedir.
Halk hikayelerinde anlatılan ilişkiler, toplum içi olup, fertler ve tabakalar arasında cereyan eder. Hikayelerde olağanüstü özellikler epeyce azalmıştır. Halk hikayeleri, Boratav’a göre destandan romana geçiştir. Hikayeler masallara göre oldukça uzundur. Özellikle koşma şeklinde söylenen şiirler duyguyu yoğunlaştırmaya yarar. Halk hikayeleri daha çok aşıklar tarafından kahvelerde, düğün ve benzeri toplantılarda erkeklere hitap eder. Halk hikayelerinin destan döneminin kapanmasından sonra ortaya çıktığı kanaati yaygındır. Nitekim Türk edebiyatında halk hikayelerinin en eski örneği sayılan Dede Korkut Hikayeleri de destandan halk hikayeciliğine geçiş dönemi ürünü olarak kabul edilmektedir.10. yy’ dan itibaren halk hikayelerinin belki de destandan boşalan yeri doldurmak üzere ortaya çıktığı söylenebilir. (Koz M. Sabri, 1981)
Aşk ve kahramanlık konularının çokça işlendiği halk hikayelerinin gerçek hayat olaylarından ayrılan, kendilerine göre bir mantık örgüsü vardır. Bu mantık idealist ölçüler göre şekillenmiş bir hayat anlayışını savunur. Bunun sonucu hikaye kahramanı idealist bir kişiliğe sahiptir. Son olarak şunu unutmamak gerekir ki; kendi içinde tutarlı bir mantığa dayanmak şartıyla halk hikayelerinde olmayacak şey yoktur.

ÖRNEKLER:

KÖROĞLU HİKAYESİ

BOLU BEYİ, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta us­ta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde ya­şayan aygırlardan olan taylar çok makbuldür, iyi cins at olur.

Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şim­dilik gösterişi yoktur. Hatta, çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı gö­rünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler.

Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar ge­çer Tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgâr gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Rıışen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir babayiğittir.

Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona ya­pacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkar­lar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.

Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, ba­basına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğ­renince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu, öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpük­lerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğlu­na öç almasını vasiyet ederek ölür.

Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni so­yar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık adı Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel’den geçen kervanlar­dan bac alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönde­rilen orduları bozguna uğratır.

Bir gün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlât edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı ka­çırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu .basar, yakar, yıkar. Bolu Beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu Beyi de Köroğlu'na kargı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu, başka bir seferde de Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.

Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vur­gunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkın­ca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kal­maz. Ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyle­yerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır-At da sır olmuştur. O Kır-At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir.

Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tü­feği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz. Denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur. Ve yara­lanarak ölür. Sonra beyleri de dağılırlar.

Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikâyesi sona erer.

KEREM İLE ASLI HİKAYESİ

Asıl adı Ahmet Mirza olan Kerem, Isfahan Şahının oğludur. Şahın hazinedarlığını yapan Ermeni Keşişinin kızı Aslı ile Kerem birbirlerini severler. Şah Keşişten kızı oğluna ister. Keşiş, bir Müslüman kız vermek istemez. Fakat hükümdarın isteğini reddedemez; bir mühlet ister ve bu mühletin içinde gizlice memleketten kaçar. Kerem de Aslı'nın peşinden yola düşer. İşte, Kerem'in sevdiği kızın ardınca bütün Anadolu'yu baştan başa gezmesi böylece başlar.

Kerem artık yanında sadık arkadaşı Sofu (Kerem'in dilinden: Sofu Kardeş), omuzunda sazı ile bir "Âşık" olmuştur. Her gittiği yerde, her rasladığına sazıyla ve yanık türküleriyle, Aslı'nın izini sorar, ona haber verenler de olur, vermeyenler de... Bazı defa nehirlere, dağlara, kayalara, dağlardaki hayvanlara derdini döker; yolunu bağlayan karlı, boranlı bellerden yol ister. Onun önüne çıkan engeller, bir defa inkisarına uğradılar mı iflah olmazlar. Kerem aşk ateşinde pişe pişe kemale erer, keramet sahibi olur. Allah onun her dileğini yerine getirir.

Bazı şehirlerde Kerem, Aslı Han'a bir zaman kavuşur. Keşişten habersizce bir müddet birbirlerine sevgilerini anlatırlar, dertlerini dökerler: Erzincan Bağlarında ve Kayseri'de olduğu gibi... Sonunda Kerem Aslı'sının peşinden Halep'e varır. Halep Paşasına kendini sevdirir: Paşa, Keşişi tehdit ederek kızını Kerem'e vermeye razı eder. İki sevdalının nikâhları kıyılır. Fakat kötü ruhlu Keşiş onlara son fenalığı yapar: Kızına sihirli bir gerdeklik gömlek giydirir. Bu gömlek son düğmesine kadar açılır, tekrar kapanır imiş. Kerem sevdiğinin düğmelerini bir türlü çözemez. yüreğinden kopup gelen ateşle yanar, kül olur. Kerem'in külleri dağılmasın diye bekleyen Aslı Han'ın saçları, küllerin içinde kalmış bir kıvılcımla tutuşur; iki âşığın ancak külleri birbirine kavuşur.

Sevgililerin birbirine kavuşmasıyla sona ermeyen bir macera olduğu için Kerem hikâyesi toy, düğün ve kış geceleri muhabbetlerinde eğlence vasıtası olan halk hikâyeleri arasında, çok sevildiği halde, başından sonuna kadar anlatılmaz, hattâ birçok yerlerde bunun anlatılmasını günah sayarlarmış. Kerem Erzurum'da hasta yatarken, Aslı Han'ın üç gün sonra geleceğini haber verirler.

O zaman şu türküyü söyler:

Bir han köşesinde kalmışam hasta

Gözlerim kapıda kulağım seste

Kendim gurbet elde gönül heveste

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Erzurum dağları duman dildedir

Başım yastıktadır gözüm yoldadır

Aslı hayın yârdır adam aldadır

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Erzurum dağları kardır geçilmez

Gizli sırdır her adama açılmaz

Ayrılık şerbeti zehir içilmez

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

Felek sen mi kaldın bana gelecek

Akıttın göz yaşım kimler silecek

Kerem'e dediler Aslı'n gelecek

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yâre ver.

TAHİR İLE ZÜHRE HİKAYESİ

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır Malı, mülkü, askeri kısaca her şeyi vardır Ancak çocuğu olmamaktadır Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verir ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar 

Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar “Her kim bana bir altın verirse tanrı onun muradını versin” diyen bir dilenciye para verir Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler, onun yanına giderler Derviş “marifetlerim vardır” deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister Dervişte padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir Bunun üzerine dervişten yardım isterler Dervişte cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı, vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını, evlendirmelerini söyler Padişah da vezir de çok sevinir Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı, vezirin oğlu olur Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar

Tahir ile Zühre birlikte büyürler En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki olduklarından her şeyi öğrenirler Fakat on yaşında Zühre’nin gönlü Tahir’e düşer ve uyurken Tahir’i öper Tahir çok kızar çünkü kardeş olduklarını sanır Bir gün Zühre Tahir’i yine öper ve Tahir de Zühre’yi döver Zühre o kadar üzülür kiAllah’a “Allah’ım benim sevgimin yarısını Tahir’e ver” diye dua eder Tahir de Zühre’ye aşık olur Bu sefer Zühre kendini naza çeker Ancak kardeş olmadıklarını öğrenen Tahir ile Zühre günden güne bir birine daha çok bağlanırlar Sazlarını alıp birbirlerine türkü söylerler Bunları gören Arap köle padişahın karısına söyler

Padişah kızını Tahir’le evlendirmenin zamanı geldiğini söyler Ancak karısı kızının padişah oğluyla evlenmesini istemektedir Padişah kendi gözleriyle aşıkları görmek ister ve görünce de aşıkları evlendirmeye karar verir Bu arada Tahir rüyasında iki kara köpeğin kendisine saldırdığını görür ve rüyası çıkar Padişahın karısı, padişaha sihirbaz cadının yaptığı şerbeti içirince padişah Tahir'den soğur ve onu saraydan kovar Aşkı ile yanıp tutuşan Tahir, Zühre’nin köşkünün önüne gelerek sitem dolu türküler söyler Zühre de olayları dadısından öğrenir ve her şeyi Tahir’e açıklar Arap köle bunları görünce yine padişaha haber verir Bu sefer padişah onu Mardin’e sürer

Mardin’de yedi yıl kalan Tahir bir gün Allah’a dua eder ve onu zindandan kurtarmasını ister Duası kabul olur zindanın açılan kapısından siyah atıyla Hızır gelir ve onu atına alıp, o uyurken Zühre’nin köşkünün önüne bırakır Zühre Tahir’i dadısına gönderir O günden sonra her gece gizli gizli buluşup zevk ve sefa eylerler Fakat bir gün Tahir rüyasında yine kara köpeklerin etrafını sardığını görür Rüyası yine çıkar çünkü Arap köle onları yine görmüştür Bunu padişaha haber verir ve Tahir, üstü açık bir sandıkla Şat suyuna bırakılır 

Şat suyu kenarında da Göl padişahının sarayı vardır Zühre bunu bildiği için Göl padişahının kızına mektup yazar ve göl padişahının kızları da onu bulurlar Göl padişahın üç kızı da Tahir’i sevmektedir ve bir gün onu paylaşamadıkları için kavga ederken, Tahir bunları duyar ve kaçar Bir çeşme başında dua eder ve uyur 

At sesiyle uyanınca, yanında bir derviş görür Yine ata biner ve gözlerini kapatır Derviş “aç” dediği zaman Tahir kendisini Zühre’nin köşkü önünde olduğunu görür Dadısına gider Dertleşirler Bir gün Tahir davul zurna sesleri duyar ve dadısından Zühre’nin evleneceğini öğrenir Kadın esvabı ile düğüne giderKendini Zühre’ye tanıtır Ertesi gün Zühre ile anlaşırlar Hamama gitmek için çıkıp kaçmaya karar verirler 

Ancak Arap köle de kadın kılığına girmiş ve onları görmüştür Arap köle durumu padişaha haber verirPadişah Tahir’i yakalatır Mecliste onu ve kızını anmadan üç hane türkü söylerse affedeceğini söyler Tahir iki haneyi söyler fakat üçüncü hanede Zühre'nin içeri girdiğini görünce onun ismini kullanır Padişah da onun boynunu vurdurmaya karar verir Cellat Tahir’in boynunu vurmadan Tahir namaz kılıp Allah’a ruhunu alması için dua eder ve hemen ölür. Bunu gören Zühre aklını kaçırır Hekimler çare bulamaz hatta Tahir’in etini yedirmeye çalışırlar ama dadısından bunu öğrenen Zühre’de çok kızar, Tahir’in mezarına gider Allah’a ruhunu alması için dua eder ve ölür Mezara gelen Arap köle de Zühre’ye aşık olduğu için kendini hançerle öldürür Padişah kızını Tahir’e vermediği için pişman olur ama iş işten geçmiştir

Bir süre sonra aşıklara mezar yapılır Arap köle de başuçlarına gömülür Oradan geçenler Zühre'nin mezarında beyaz bir gül fidanı, Tahir’in üzerinde ise kırmızı bir gül fidanı görürler Arap’ın mezarında da kara bir çalı bitmiştir Her sene aşıklar baltalarla o çalıyı keserler ancak çalının yine bittiğini görürlerZiyaretgah olan mezarı da aşıklar ve bağrı yanıklar sürekli ziyaret ederler

 

DERDİYOK İLE ZÜLFÜSİYAH HİKAYESİ

Horasan hükümdarı İsmail Şah, kendisine yardım etmeyen Mahmut ve Mehmet adlı iki tüccarı öldürtür, mallarına da el koyar. Bunun üzerine iki tüccarın Abdurrahman ve Recep adlı oğulları kenti terk ederek ısfahan’a giderler. Burada Ali Ağa adında bir kahveciye sığınan çocuklar büyüyünce birer meslek edinerek dükkân açarlar. Ali Ağa ve karısı gençleri evlendirir. Abdurrahman’ın oğlu, recep’in ise kızı olur. Oğlana Derdiyok, kıza Zülfüsiyah adını verirler. Çocuklar büyünce düşlerinde bade içerek birbirlerine âşık olurlar, saz çalıp türküler söyleyerek aşklarını dile getirirler. Abdurrahman’ın beklenmedik bir anda ölümü üzerine recep kızını Derdiyok’a vermekten vazgeçer ve ailesini alarak Kâşân’a gider. Derdiyok da onları izleyerek kent yakınlarında Zülfüsiyah ile buluşur.

Recep kentin beyi Seyit Han’a şikâyette bulunarak Derdiyok’u zindana attırır ve ailesini alarak Kirmanşah’a gider. Seyit Han, zindancının ricası üzerine Derdiyok’u serbest bırakır. Kirmanşah’a giden Derdiyok her yerde Zülfüsiyah’ı arar, ama bulamaz. Çünkü recep karısını ve kızını alarak Buhara’ya gitmiştir. Derdiyok düşünde gördüğü pirin yardımıyla sevgilisinin nerede olduğunu öğrenir. Bu sırada Derdiyok ve Zülfisiyah’ın dedelerini öldürten İsmail Şah ölmüş, yerine Eyüp Şah geçmiştir. Derdiyok, Eyüp Şah’ın yardımıyla Zülfüsiyah’a kavuşur. Anasını, sevgilisinin ana ve babasını da çağırır. Eyüp Şah el konan mallarını da geri verir. Böylece iki genç mutlu ve varlıklı bir yaşama kavuşur.

ŞAH İSMAİL İLE GÜLİZAR HİKAYESİ

Kandehar Padişahı'nın çocuğu olmaz. Buna bir çare aramak maksadıyla yanına vezirini de alıp gurbete çıkar. Yolda bir çeşme görüp mola verirler, abdest alıp namaz kılarlar. Selam verdiklerinde yanlarına bir derviş gelir. Derviş, onları tanıdığını, dertlerini de bildiğini söyler. Sonra kendilerine bir elma verir, bunu ikiye bölmelerini, eşleriyle birlikte yemelerini, kabuğunu da ahırdaki kısrağa yedirmelerini söyler. Sonra da doğacak çocuğa ve kuluna, gelip kendisinin ad vereceğini belirterek gözden kaybolur. Dervişin dediklerini yerine getiren padişahın zamanı gelince bir oğlu, kısrağın da bir kulunu olur.

Çocuk beş yaşında okula gitmeye başlar. On beş yaşına geldiğinde hala isim verilmemiştir. Padişah artık tam isim vermek üzereyken derviş gelir, çocuğa "Şah İsmail", kuluna da "Kamertay" ismini verir ve ortadan kaybolur.     Eğitimine devam etmekte olan Şah İsmail, fırsat buldukça arkadaşlarıyla avlanmaya çıkar. Yine böyle bir av esnasında bir çeşme başında uyuyakalır. Rüyasında kırklar elinden bade içer. Şah İsmail uyandıktan sonra avına devam eder ve bu sırada Türkmen Beyi'nin kızı Gülizar ile karşılaşır, gençler birbirlerine aşık olurlar. Durumu öğrenen Kandehar Padişahı, Türkmen Beyi'ni huzuruna çağırır, Allah'ın emriyle kızını ister. Bey de kızını Şah İsmail'e verir. Bu evliliğin gerçekleşmesini istemeyen Gülizar'ın annesi, tam düğün hazırlıkları başladığı sırada kızını da yanına alarak Hindistan'a göç eder. Ancak Gülizar geride bir mektup bırakarak gittikleri yeri bildirir. Bunun üzerine Şah İsmail sevdiğinin peşine düşer.

Yolculuğu esnasında kapısız bacasız bir sarayla karşılaşan Şah İsmail, bir gürz darbesiyle kaleyi yıkıp içeri girer. İçeride Gülperi adında bir kız vardır ve bu kız yedi kardeşinin devlerle savaştığını, üçünün şehit olduğunu Şah İsmail'e anlatır. Şah İsmail, Gülperi'nin kardeşlerine yardım eder ve devleri mağlup ederler. Ancak kardeşler geri döndüklerinde kalenin yıkıldığını görüp Gülperi'nin namuslarına leke sürdüğünü düşünerek onu öldürmek isterler. Kız başından geçenleri anlatınca bu defa Şah İsmail'le Gülperi'yi evlendirmek isterler. Şah İsmail, Gülizar'ı bulmadan Gülperi ile evlenemeyeceğini söyler, düğün ertelenir ve Şah İsmail tekrar yola koyulur. Yolculuğu esnasında bu kez Arap Üzengi ile karşılaşır. Arap Üzengi, savaştığı ve mağlup ettiği yüzlerce insanın kafataslarından bir kale yapmıştır. Kalenin tamamlanması için sadece bir başa ihtiyaç vardır ve onu da Şah İsmail'in başıyla tamamlamak ister. Kavgaya tutuşurlar ve Şah İsmail, Arap Üzengi'yi yener. Tam öldüreceği sırada yüzündeki örtüyü açar ve Arap Üzengi'nin aslında dünya güzeli bir kız olduğunu görür. Arap Üzengi kendisini yenen genç ile evleneceğini söyler. Ancak Şah İsmail, Gülizar'ı bulmadan bunun olamayacağını söyler. Gülizar'ı bulmak üzere birlikte yola çıkan ikili Hindistan'a varırlar, burada yaşlı bir kadına misafir olurlar. Yaşlı kadın onlara, Hint Padişahı'nın Gülizar'ı oğluyla evlendirdiğini, ancak Gülizar'ın kırk günlük yasını bahane ederek gerdeğe girmediğini anlatır. Şah İsmail de Gülizar'ın daha önceden kendisine hediye ettiği tarağı yaşlı kadına vererek onu Gülizar'a gönderir. Tarağı tanıyan Gülizar, Şah İsmail'e haber göndererek kendisini kaçırmasını ister. Bunun üzerine Şah İsmail, Arap Üzengi'yle bir olup Gülizar'ı kaçırır. Hep birlikte Kandehar'a doğru yola düşerler. Şah İsmail yolculuk sırasında Gülperi'yi de yanına alır.

Kandehar'a vardıklarında Şah İsmail'in annesi gelinleri görünce kıskanır. Kocasının aklına fitne sokar ve oğlunu öldürüp kızlarla kendisinin evlenmesini padişaha söyler. Padişah da oğlunu yakalatıp öldürecekken onun yalvarmalarına dayanamaz ve gözüne mil çektirip dağa terk eder. Şah İsmail dönmeyince durumdan şüphelenen Arap Üzengi, padişahın kendilerini saraya getirmesi için gönderdiği doksan dokuz kadının başını keser. Padişah da onun üzerine bir ordu gönderir, Arap Üzengi orduyla savaşmaya başlar.

Bu sırada güvercinlerin yardımıyla tekrar görmeye başlayan Şah İsmail, babasının huzuruna çıkar ve Arap Üzengi'yle savaşacağını söyler. Ancak savaş meydanında Şah İsmail ile Arap Üzengi güçlerini birleştirirler ve padişahın ordusuyla savaşıp galip gelirler. Arap Üzengi, padişahı öldürür, Şah İsmail de tahta çıkar. Üç kıza kırk gün kırk gece düğün yapılır ve böylece sevenler muradına erer.


Ekleyen:Ümit SERT
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:

     Benzer Dokümanları İnceleyin
Proje Taslağı Örneği(9993)

Çayda Çıra Türküsünün Hikayesi(3549)

Halk Edebiyatı(3314)

Denizin Dibinde Hatçem Türküsü ve Hikayesi (2990)

Halk Müziği Hakkında Ayrıntılı Bilgiler(2895)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Tanıtım Yazılarınızı Yayınlamak İçin Tıklayın





Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

nur taşkan - 01.03.2015, 11:21
 

bence birz daha örnek vermeliydiniz


ecrin ece - 18.04.2015, 09:31
 

az olmş bence


... - 24.04.2015, 15:13
 

başka örnek yok mu ?


roseking - 26.04.2015, 11:13
 

biraz daha örneeek

 


buse yerlikaya - 26.04.2015, 19:46
 

çok güzel bir hikaye ama az olmuş


asea aksakal - 26.04.2015, 19:48
 

bece çok kısa olmuş keşke biraz uzu olsaymış(3


aa - 28.07.2015, 17:12
 

GÜZELL


yok - 07.11.2015, 10:26
 

ya biraz kısa olsa lütfen


Metehan - 12.12.2015, 09:26
 

Örnekler Az Olmuş Fakat Yazdığınız Örneklerde Uzun Kısa Yazaydınız Keşke Kim Uğraşcak Yazmaya Ödev Var Ödev..
Not : TeoG Mağduru :3


adsız - 15.02.2016, 17:11
 

güzel olmuş


just verg - 24.02.2016, 17:29
 

Guzel olmus


yasmin sıradan - 29.02.2016, 15:47
 

guzel ama az


ayşegül saraç - 29.02.2016, 16:46
 
süper çok beğedim sağolun

123 321 - 29.02.2016, 16:49
 

güzellll


Kerem - 01.03.2016, 17:37
 

Güzel :)


tuba ece - 02.03.2016, 17:07
 

kısa olsa daha iyi olurdu yani


xdxdxd - 03.03.2016, 20:38
 

örnek mesela ferhat ile şirşn


mehmet öztürk - 07.03.2016, 16:16
 

yaw birazdaha örnek versydiniz


x - 07.03.2016, 17:32
 

güzel olmuş


xdxdddxdx - 11.03.2016, 15:52
 

Güzel Olmuş :*3


kanatsız melek - 12.03.2016, 19:25
 

tahir ve zühreyı cooooook begendımmm


pınar gülsüm - 14.03.2016, 12:20
 

çok işime yaradı kim yazmışsa elie sağlık


azad kumol - 14.03.2016, 12:21
 

mükemmmmmellll.


ZEYNEP - 15.03.2016, 16:52
 

GÜZEL OLMUŞ


Fatmanur karaaslan - 15.03.2016, 17:18
 

Bence güzeller ama benim işime sadece derdiyot ve zulfusiyah işime yaradı


nisanur karakaya - 26.03.2016, 13:00
 

en kısası derdiyok ve züllfüsiyah onu yazıcam işime gelir


zeynep kaya - 28.03.2016, 10:41
 

Bence coooook guzell


meryem öztürk - 29.03.2016, 16:38
 

bence kısa olsa ve bunlardan çok olsa ben ödevim için bakıyorum halk hikayesi bulmam lazım ama bulamadım


muck - 06.04.2016, 20:30
 

çok iyi olmuş güzel güzel iyi


mehmet şimşk - 20.04.2016, 12:52
 

kısa olsaydı çok iyi olurdu


GÜLMEH - 20.04.2016, 16:40
 

ÇOK UZUN BİRAZ DAHA KISA OLSA OLURMUŞ AMAYİNEDE GÜZEL


sanane - 20.04.2016, 16:59
 

çok kısa


rafet rahmi doğan - 26.04.2016, 17:28
 

eehh işte idare eder


Burak soyadımı bilmesende olur - 04.05.2016, 16:17
 

iyi olmuş ama kerem ile aslı hikayesi başka bir sitede ayrı bir olay anlatıyo hangisine inanacagız????????


öykü dincer - 04.05.2016, 19:15
 

Cok kisa ornek var ya


öykü dincer - 04.05.2016, 19:33
 

Ee nasil desem sanki biraz ve hikayeler uzun mu olmus


eking - 16.05.2016, 14:41
 

nice


Ziyaretçi - 29.10.2016, 17:19
 

kısa olsa daha ıyı olurdu


apo - 10.12.2016, 07:04
 

daha iyi şeyler yokmu


ŞULE - 24.12.2016, 15:04
 

BENCE AŞK HİKAYELERİ DİNİ HİAYELER VE KAHRAMANLIK İÇEREN HİKAYELER OLMAK ÜZERE AYIRIP YAZSAYDINIZ. O ZAMAN DAHA GÜZEL OLURDU. AMA GÜZEL OLMUŞ ELİNİZE SAĞLIK. 


SAA - 09.02.2017, 20:02
 

ALLAH RAZI OLSUN SAYENİZDE 100 aldım


kimya sameera - 18.04.2017, 14:46
 

allah aşkına biraz daha ekleyemez misiniz


MEMOCAN - 18.04.2017, 19:28
 

GÜZEL 10 ÜZERİNDEN 9.5 


Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!