Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!

Araştırmalarınız için Arama Yapın:


Araştırmalarınız için Arama Yapın:

  
                    

Yedi Güzel Adam Şiiri Hakkında
www.arsivbelge.com
Yedi Güzel Adam Şiiri Hakkında dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Yedi Güzel Adam Şiiri Hakkında başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

Yedi Güzel Adam Şiiri - Yedi Güzel Adam Kim?

Yedi Güzel adam olarak bilinen kişiler: Türk edebiyatında önemli yerleri olan Cahit ZarifoğluMehmet Akif İnanErdem BayazıtRasim Özdenören, Ali Kutlay,Nuri Pakdil ve Alâeddin Özdenören'dir.

Yedi Güzel Adam (Şiir)

I. 
Bu insanlar dev midir 
Yatak görmemiş gövde midir 

Bir yara açar boyunlarında 
Kolkola durup bağırdıklarında 

-Ya kurbanın olam 
Dağlar önüme durmuş 
Ki dağlanam 

Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden 
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında 

1. 

Yedi adam biri bir gün 
bir kan gördü 
gereğini belledi 
yari alsa koynuna 
Ayırmaz kanı yanından 

Beyaz haberlerim var kardeşlerim 
-Bir güzel ince gelin 
Kabartır göğsünü toz duman içinde 
gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde 
İçerlerden bir taşlı tarladan 
Kaynayan nehrin gözünde 
unutmuş gelin alınlığını 
Avuçları sıcacık yumulu beline dayalı 
Kalın bilekli badem topuklu 
Seyirtir o ince gelin 
grevli'ler şifalar götürmek için 

Beyaz haberlerim var kardeşlerim 
-Gölgesiz meydanlara 
aklı yağmalayanlara arasından 
yayılırsa karanlık fısıltılar 
Ya da güzel dışlı yapa çiçekleri 
Muhtemel bir genç kızın 
Başına atılırsa 

Yedi adamdan biri 
Bir gün bir kan göreni 
Kabukları soyulmuş 
Taze devrilmiş bir ağaç gibi 
Çeker çıkarır kendi kadınlardan 
Fırlar yataklarından tatlı uykudan 
Çıplak çıkarır kendi kadınlarından 
Fırlar yataklarından tatlı uykudan 
Çıplak yalın ve güzel adaleli 
O er alarak 
Seğirtir danseder gibi 
-Önce sağlam olmalı arkam 
O ince gelin 
Belirir hemen ardında erin 
1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi 

Gidiyor dansöz gibi 
Yere ve göğe açık avucunda o kan 
O işlem onda güvercin ve sevap 
Onlarda en ağrımalı yara 
Ve yollanıyor o güvercin onlara 
Güvercin değişiyor gittikçe ondan 
Güvercin değişiyor vardıkça onlara 
+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+ 
Yedi adam artık bir kan göreni 
Varıyor dengede 
Kuğu gibi sarkıyor onlara 
akıyor onlara 
şiirler söylüyor ve mısralarında 
işlek çelik kümeleri 
ve kalkıyor her bir ulaşmasında 
iki yanında sülüs ve yay gibi 
bir vuruşta öldüren elleri 
-Karanfil serpercesine 
Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara 

-Güzelin düşmanı güzel olur 
Güzelin yari güzel olur 

O varıyor tüm meydanlara 
Kanı okşayarak ve kabartarak 

Kanı okşa ve kabart 
Ve sonra sabah kahvaltısında 
İçinden geçirmekle varsın sofrana 
Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin 
Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı 
Gürbüz bir yumurta 

II. 

Yedi adam biri bir gün 
bir aşk bir gün 
gereğini belledi 
ölüm girse koynuna 
Ayırmaz aşkı yanından 

Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim 

Daha ne kadar saklanabilirdik seninle: 
Yaylalardan nasıl geçtik 
Çobanlara yetişemedik ama uzaktan 
zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan 
Ne bilge sözler dinledik 
Sığındığımız 
Ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan 
O dev O kabul eden O sizin veren mağaralar 
Yine açık yine buyur’lu 
Çekildi üstümüzden. -Çalıların 
Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere 

Güneşi tez gördük dağlarda 
Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla 
İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu 
Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda 

O gün gezdim seni ellerimle 
Söyledin: Geniş vuruyor yüreğin 

Ülkeyi tez giden ayaklarımla varıyorum 
Kanım temizliği seven bir kolla atılıyor durmadan 
Yıkanmış güneşte yeni kurumuş çarşaflar gibi 
Serin ve ürpertici gövden 
Yaklaşmaktasın ve / çok yakınıma taşıdığın / güller 
Sana canı gönülden âşık oldum meleğim 
Kollarına gümüş bilezikler düşündüm 
Dostlar buldukça onlara 
Kalın kaşlarını övdüm 
Güzeldin 
Gövden gerilmiş devinmekteydi 
Bir tabloda gibi her bakmaya değişen 
Karanlık anlamlardan arınan yüzünle 
Hakkı verilmiş 
Zehirleri alınmış kazanlarda 
Demirle birlikte çeliğe koşmaktaydın 
Ve döllenmekteydin mengenelerle kucaklanarak 

İşçi eğilir bükülür ve doğrulur 
Köylü bükülür doğrulur eğilirken 
İnsan iyi maden kuyumcuda 

Güzeldin / Gövden 
Yeni bir iklim gibi yayılmaktaydı karalara 
Ağaçlar, kırdaki hayvanlar kasabadaki insanlarca 
İşte davetliydin 
Acıktık bıçaklarına kanımızı gütmekteymişin gibi 
Gelip acı sözlerin için 
Bir çekmece koydun yaralarımıza 

Ve ellerin uçuşan yapraklar gibi 
Birden 
Nasıl yalnız olduğumuzu anladım 
Kimseler yoktu ikimizden başka birbirine bakan 

Susuyor sessizce 
Aşkla ilerliyorum 
Milletim bileniyorum 
Devirmeye 
Devirmeye safrası beynimi üleşen 
Elleri karımın üstünde birleşenleri 

Bundan böyle yekinmeye hevesli yüreğim 
/sanatsever halkımıza duyurulur/ 
Aklım eski izlerde şimdi 
İz demek 
Bir geniş 
Bir kendine dönük bir en ileriye 
Yol demek 

Usulca kalkıp gedene: Dur 
Ki çevrileceksin 

Toydun cesurdun 
Gençtin atıldın 
Bilmezdin atıldın 
Kabuğu oydun oydun 
Kabukta kaldın 

Sis iner örter mermeri 
ağacı binayı 

Sis kalkar kalkmaz 
Görünür mermer 
Ağaç ve dev 
Bu kadınlar dev midir 
Yatak özlemez gövde midir 
Gül açar boyunlarında 
Kolkola durup bağırdıklarında 
Bomba düşmüş gibi deprenir toprak 
Konuştuklarında 

-Yar kurbanın olan 
dola yaşmağını bileğime 
Ki düşmanı güzel vuram 

Çekip mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden 
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında 

III 

Yedi adam biri bir gün 
bir yar gördü 
gereğini belledi 
yari asla koynuna 
Ayırmaz yari yanından 

Alev gerekli kentliye 
Bu ısıtma devleri kente 
bir an önce inmeli oğlum 

/bütün gün badem çırptım 
üzümün tehini armudun çürüğünü ayıkladım 
uykuya geç vardım 
yatağın içine elimi daha yeni koydum 
rahatıma doymadım ama.../ 

ÜMMETİ GÖZETMEN GEREKLİ 
Ben seni beyaz haber ustası 
Olasın DİYE boğmadım -DOĞURDUM 

Beyaz haberlerim için hazır olun kardeşlerim 

Anam su döküyor ellerime 
Bedenim hızla kaçıyor 
Gözlerime toprak atan uykudan 
Suyu çarptıkça yüzüme ve gözlerim yalnız 
Yanıyorlar 

Yemi torbanın dibine gelince beygir 
İri saman saplarının arasından 
İri etli dudaklarına 
Küçük zor bulunan arpaları topluyor 

Bir parça daha yükselen 
Bir parça küçülen 
Bir parça daha uzak duran yıldız 
Beygir ve yanında duran semeri 
Evin gerisinde yığınla odun- badem dalları 
Ve kuru alıç kökleri 
Ve ben o zaman bilmezdim halka 
Ateş gerektiği 
Çalışır gün boyu koru ağaçları devirir 
Badem çırpar budardım yaban çalıları 

Gün tepeme değsin öğleye durayım 

Gün tepene değsin öğleye durasın 
Kökleri hem derinleri hem sığları sarmış 
Durmaksızın nimet devşiren 
Ceviz ağacının altında.- 
Öğleye durmayı 
Hiç düşündüm mü ağaç neden havyan değil: 
Çünkü kan'dır hayvan 
Damardır ağaç 

O ceviz ağacının altında 
Dallarına ve köklerine 
Bir öz su damarı gibi bağlanarak 
Onlar ve ağaçlar 
Toprak ve kalbinden doyurduğu hayvanlar 
İşitmişler bakın onlarla 
Onlar ve yapraklar 
Geniş bir ağızla üfürülüyormuş gibi kımıldamaya başladılar 

Onlar ve tüfeğimi doğrulttuğum kuşlar 
Şimdi öldürme vaktim değil 

Başına omuzlarıma konun 
Dudaklarımdan ve kalbimden dinleyin 
/işte bakın ekmek böyle tutulur/ 
öğleye durarak bağlıyorum bu tepeleri 
O tepelere 

Eğlenme doğada - kentte bu gece ışıklar yanmadı 
Damlardan 
Çorba dumanı yükselmemekte 
Yufka ekmeği 
Toprak ve ağaç kokulu ellerimle 
/ işte bakın ekmek böyle tutulur/ 
Şu en artist 
Ve lokmayı taşıyan parmakların ucunda 
Pıt pıt bir damar gibi atan 
Yemin ve billah 
Sıcak bulgur aşının kalbidir 

Dedim çünkü kalk 
Yoksa sütüm helal olamaz 

Düşündüm sol kolları kesik insanların 
Ne denli mahir olduklarını sağ kollarında 
Beyaz haberlerim için toplanan kardeşlerim 

-Adım Mustafa ve Niyazi ve Abdurrahman 
Kafkas yaylalarında çadırlarımın 
Sürülerimin ocak taşlarımın 
İzleri vardır/doğup yürümeye başlayınca 
Çıplak basmıştım toprağa/ 

Yine de ana'vâzın duymasam hiç uyanmam 
Bedenim öylesine yorgun babam öylesine ölü 
Ölü gibi kımıldamıyor dedem 
Sini belli kendi belli değil 
Ne bir hak torunlarında ne yaşayan bir arzusu 

Ellerim yumruk dizlerimin arasında (tam üç yüz yılı) 
Etim etimin sızını alsın diye 

Kalk çünkü sabah yıldızı 
Bir mızrak boyu yükseldi 
+ iri ve zeki 
uçları nemli bir göz gibi+ 

IV 

Yedi adam biri bir gün 
bir bela gördü 
gereğini belledi 
Yalvarsa evleri harap kadınlar 
ve ağlayan birkaç çocuk 
Kamalar salınsa karnına 
ayrılmaz belalı yanından 

Haberlerime kulak asmayıp-Duymadık 
Demeyesiniz kardeşlerim 

Ülkem bugün 
Yariyle buluşmuş gizlilerde 
Tepeden tırnağa yeni yıkanmış 
Ve örtüler içinde 
Göz kapakları kale kapıları 
Gibi örtülü 
Yassı gözlü kabarık alınlı 
Kalbine ve beline zengin 
Düzgün bedenli bol saçlı erkekler gibi 

Ülkem 
Tepeden eteğe yıkanmak için 
Aşıdan sonra paklanan 
Ovalara yayılmış kadınlar 
Evi uçsuz bir yol gibi bekleyen 
Yavruya yerinde bekleten 
O kadınlar gibi ülkem 

-Yürürüm bayırlarda 
Gücüm ne merkezde tartmak için 
Kulak verir 
Dinlerim ağacı 

Geçerken beton döşeli apartman kaykılı toprakta 
Sesim nasıl etkili yoklamak için 
Durdurur sorarım kentliyi 
Ne haber böyle: 
Nereye: 

Bela üreten elim 
Nasıl davranır belalar içinde 
Sınamak için 
Uzanır okşarım saçlarını ey yarim 
Bakarım hoyrat ve âşık ellerime 

Bir gün sapsarı kesildim 
Öyle bir tabiat vardı ki gövdemde 
İnsanları görmezdim bile yanımdan 
Bir hava bulutu gibi geçerlerdi 
İçimden 
Gidip dağlara 
Kafa tutmak gelirdi 

Bir gün ben 
İri ve kaslı gövdem 
Sapsarı kesildim 
Hali harap bir dev çıktı önüme 
Gözlerini öyle açtı ki yüzüme ve ağlamış 
Sonra söyleştik 

Bu bir nöbet devriydi kardeşlerim 

Bizimle aşkta olanların 
Eline su döksünler 
Çadırlarının önüne o küçücük 
Kilimleri sersinler 



Yedi güzel adam 
Biri bir gün bir dağ gördü 
Gereğini belledi. 
Ki o dağ 
Ağaçsız ve yalnız 
Gökte alıp veriyordu. 
Rüzgârla ürperir gibi olurdu 
Beygirin derisi nasıl ürperirse boydan boya 
Dokununca. 
Yılanla akreple kertenkele 
Tavşan keklik kurtla 
Onlarla 
Hayvanlarla kımıldanırdı 

Dağ bu 
Serpilmiş atılmış yer kapmış 
Başa kurulmuş. Böbürlenmeden iri kendiliğinden koca 

Dağ bu 
Devir, söz gelsin, kervan devri 
Eteğinde ipek yolu zencefil yolu 
Kara ve beyaz yolu zenci. Develer 
İçerek karınlarından tüylerinden geçirerek 
Dağı yiyerek, söz gelsin, beslenirlerdi 

Dağ bu 
Devir kuş devri 
Geçerdi kartal 

İşte o kartal 
Renksiz ısı vermeden 
Ürkmeden ürkütmeden 
Kendinden geçerek süzülür 
Dikine batar dikine çıkar 
Coştumu 
Vurur kendini dağa - ölürdü parçalanarak 

Dağ bu 
Devir aslan devri 
Yer yer toplaşarak 
Erkekli dişili 
Sık sık oynaşarak 

Devir insan devri 
Geçti geçti 
İnsan geçti 
Et geçti kan geçti 
Göz geçti 
Gelenler 
Yeni gelen yeniden sonradan gelen 
Geçti geçti 

Dağ bu 
Yılanla kımıldanırdı 
Yılanla kımıldanırdı 

Yedi güzel adamdan biri 
Bir gün bir dağ göreni 
Durdu sevmeden bilmeden devinirken 
Durdu durdu seyreyledi 

Sordu: 
dağ nicesin 
günde mi gecede misin 
geçmişte şimdide 
yoksa gelecek bir düşte misin 

Dağ serpildi 
Atıldı yeniden yer tuttu 
İlk kez yılanla kıpırdanmadı 

Gözü görür görmez 
Dağa göçtü güzel adam 
Eteğinden yukarıya üç gün 
Yürüdü. Bir yılda dolandı 
Çevresini. Eğlenerek kayalarda geceleri 
Yürüdü günde ve bir kuş gibi 
Görerek de 

Durmadan dolandı dağın çevrisini 
Artık dağ yılanla kımıldamadı 
Kımıldardı onunla 

Hırçındı adam hep hırsla 
Yaralıymışça inlerdi 
Yüzü durgun gözler duru berrak 
Hırslanırdı ayağıyla- avuçlarından ter akar 
Omuzlarını burardı. 

Ola ki anlatsa dağ 
Der hırcındı adam ince bilekli 
Azgın topuklu 
İnce uzun parmaklı karınsız 
Karşı koyan omuzlu 
Yerken güzel yer doymadan kalkar 
Oturarak ve hayvanlarda bile 
Gizlenerek işerdi 

Adam hırçındı-saçları uysal akardı 
Rüzgârla kardı 
Esinti olmadan zaten akmaktaydı 
Uzun boylu değildi 
Ama kendinden uzunu yoktu - yalnızdı 

Geçince önünden 
Mağaralardan kuş tavşan kurt yavrusu 
Dağa vururlardı 
Serçe tohum düşürürdü ağzından 
Tavşan yeşerince onu 
Yerdi kökünden 

Ot üremedi 
Ağaç üremedi 

Dağ ağaçsız ve yalnızca 
Gökte alıp veriyordu 
Adam küçük bir kaya düzlüğünde 
Toprakta mağra içinde mağra kapısında 
Kaynak başında kuru yamaçta 
Dururdu 
Eğilip alnını 
Yaydıkça yere iki elinin arasına 
Göksü çatırdayarak eğilir 
Parçalanarak doğruldukça 
Dağ cezbelenir 
En yüksek zirvesini kayalı alnını 
Yamaçlar yamaçlara yayılan yüzünü 
Adam eğilip koydukça yüzünü toprağa 
Eğilip koyacak yer arardı 

Dağ cezbelenince 
Doğrulup eğildikçe 
Ovaya bir anda 
Kentler serilir 
Yollar fabrika çevrekleri bentler 

Yedi adamdan biri 
Bir gün bir dağ göreni 
Yeni bir soluk çekti içine 
Değişti aynı kalarak 
İndi kente 
Dağıyla 
Esen başı 

Serin başı geniş kollarıyla 
Gözleri yüzünü kaplayacak gibi büyüyerek 
Ve şakaklarında 
Avuçlarımın arasında güçlükle tuttuğu 
Bir şey duruyordu 

Yedi adamdan bir dağ göreni 
Buyruğu dağa yiyeni 
Dağdan buyrukla kente ineni 
Suları yürüyerek geçeni 
Çekip mavzerini çıkardı oyluk etinden 
Durdu yarin kapısında 

(BEN 
DİRİMLE 
DOĞRULURKEN) 

Sis boruları ötmeye başladı yavrular 
şimdi oradalar-Aşk delice kımıldamalı yatağından 
Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından 
Üstüne alevleri alarak 
Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak 
Sen kanın damarlara tutamadığı anlardan 
Beni karnınla 
Bir göz boğuşmasına daha kandırarak 
Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla 
Üzülmüş 
Belki dünyayla horlanmışım 

Ansızın çok oradan görün orada 
Bu siyah basmış kara akar deme- 
Başka olmalı gövdemi denetleyişin 
aşka hazır olan 
...LARDAN. O KADIN'lardan 

Halk aşksızca sokaklar 
banka dükkânlarıyla doludur 
Ellerimi kalp olmayan sularla 
ıslamaya alışır o kızlar 

-işte artık kaçmak işte durmadan karşımızdayken bile 
-ılık ev girintileri 
gizlesin daha köprüler 
karanlık bedenleri 

Her şey onlara göre - yamandırlar 
Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle 
Senin asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın 
Asya Asya ve Asya diye yalvarışın 
Sana ansızın alınyazımı ve kendimi ekliyorum 
Aşka hazır aşka aç ve davetli 
Ansızın melek bekliyorum 
Asyayla ayağa kalkan 
Melekler ellerinde gelenekle 
İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar 

Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine 
Nar doğuran - dikkatle nar doğuran 
Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran 
Nazlı baharlarla 

Hiç ağlanmadı 
‘Biz çetin adamız ha’ ayrıca söylenmez 
Anlaşılır 
Ne yavuz kışlar 
Kurt sıyrığı ayazlarla 
Ne evren debdebesi bahar 
Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla 

Ayrıca söylenmez 
‘Biz çetin adamız ha’ 

Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar 
Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle 
İkiye yarıldın 
Sen meleksi kadın bu gece 
1000 yıl adına bilinmekle 

Sen melek uyarmalarıyla 
Uyarılan erkek 
Bu gece bir şehvet azarladın 
Hayvan kovdun 
Yatağını yüceltenlerden oldun 

Şimdi ev gebedir 

Dağ kuşlukla uyanır -varsın uyansın- 
Önce hafif bir uyku sisi 
Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır 
Daim 
Melek kanatlarından hava görünmez 
Uzaklar yine de görünür 
Ay dostlukla anılan bir komşu evidir 

Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü 
İşte o kavim göçü 
Dağlar ilk bez bizi 
Çıplak ete kavuşan aşk sandı 

Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen 
Ilık bir hava bürüyen 
Gözleri o -rengârenk gözleri çocuk gözleri develerin 
Çözülür ayakları 

Kavim bu 
Boynuna kan yürümüş 
(Gözüne bir şey görünmüş) 
-Nedir o görünen/ susalım/ 
Hayat her zerresi uyarılmış gibidir 
-Çok acele 
Kalp bir bohçanın içinde atmaktadır 

Omurgasından mızrak yürüyor kavmin boynuna 
Devler en som bir duruşla - Raptedilmiş 
Çocuklar ağızlarından Ey Nazlı Ölüm 
Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla 

Bütün bunlar nedir - sorulsa 
Sorusuna 
Ne can cevap kalmıştır 
Kavim donmuş deve mıhlanmış 
Kadın ateşle ateş doğumdan önce 
Sığırlar kendi kendileriyle 
Göz göze kalmıştır 

Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama 
Kendine varılan iklim ve toprak 
/VAKİTTİR/ namaza durmuştur 
Bin bireydir kavim 
Bir tür kararla eğilip doğulmakta 
Her candan bir cana 
Bir candan bir cana 
Sonsuza değin 
Bir tavır bolluğudur kavim ama 
Nihayet vaktidir VAKİT 

Bu duruş en zarifi duruşların 
Gidip endamlı dağlara 
Beğendirmek için yeni gelinleri 
O iklim kullandı hep 
İnsanın en bilgelerini 
Onlarla karşılanmak için baharda 
İklim aranır her şeyden önce her olayda 
Şerbet taslarında 
Bir toprak okunmuş şeker dedenin avucunda 
Genç bir kız kadar ağırdır 
Bileceksin ey çocuk 
Tatmıştın onu geçen baharda da 

Kavim uyanan toprağı 
Karşılarken - uyanıktır 
Kavim Toprağı 
Devirirken - uyanıktır 
Kavimden biri varırken toprağa 
-Uyanıktır O ve Kavim 
Vardıktan sonra toprağa 
Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır 
O anne gibi verimlidir besmele çocuk için 
O erkek 
Karpuz dilimi gibi ortadır 
O en yaşlı gelin 
Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir 
O kavim için 

‘Kışları göç içinizedir’ buyuruluyor 
Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir 
Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın 
Yer ötesi ve yer eşit alınsın 
Kadın ve erkek eşit durmaktadır-kadın arkadadır 
İnsan hayada ve tanrıdadır 
Ki kış ortasında kardan-bir duayla sıyrılıp 
O derviş ağaç kupkuru dallarında 
O meyvayı büyütüyor 
O tiyek 
Bir salkım -müthiş- üzüm 
Uykuya tez doyanlar için 

Saçlar uçuşur havalara sevinçle 
şarkı şarkı içine 
Cenkle bir üstün haberleşme ile 
İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle 
O coşkun mutlu savaş dülgerleri 
Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar 
Şimdi de açtılar 
İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri 
Deniz yüce bir soluk denizidir-rotalar denizin kendisindedir 
Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna 
Bütün bir ömür ağartmıştır 

Işıklar çoğalıyor içimizden birine 
Kime bu davet 
Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri 
Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar 
-Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir 
Alevler bir ayrı alemdir 
Dirlik sevinçtir - göç içimizedir. 

Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde 
Sevine sevine 
Sağlımın elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına 
Aşkın mağara kovulduklarındaki şarkılarına 
İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım 
Yöremde mor lekeler gibi duran 
Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden 
Bütün meleklerden bir melek 
-Bak diyor bakıyorum 
ve bak diyor 

Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor 
İlkel bir sevinç ve kan 
şiir en safından 
sonra soyut heykeller 

Hiç düşmanım yok-üzgün söyleniyor 
-Olmayacak mı hiç 
Eziyor gururum onları 
-Görün ey güzel düşman ey güzel düşman 
Saraylarda geçti ömrüm seninle 

Yüzüm aydınlık bakar elemlere 
Yangın yerlerine 
Coşkuyla selamladım bütün bayrakları 
Düşman kadınlarını 

Tanrım bu dağları da sen yarattın 
Bana kattın 
Bir bir okşadım 
Sema yapan kırları 

Âlemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz 
Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin çadırlarına 

Develer de tutuştu 
Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim arkasında bütün devinimler 
Kum kendi raksında beden aynı raksta 
Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır 
Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır 
Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır 
Kalp ve balçıklı toprağı 
Ağacın ve kayanın dizilimini 

O tek kuyun yalnızca süzülüşünü 
Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü 
Dinliyor kumu balçıklı toprağı 
Ağacı kayayı ve kuşu 

Uyku beladır göç içinizedir 
Sabır ve zaman içinizdedir 
Kadın ve çocuk içiçedir 

Güneş vurmuyor -öyle söyleyin- üzerine döşeklerimizin 
-Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına 
(işte böyle söyleyin) 
Öyle ki o kadınlar 
Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına 

Melekler kırmızı yanar 
Kalbe tutuşan her şey kırmızıdır 
Hele kalp hazırsa 
“kentten” bir er kalkar - Onun eri 
Kollar semayı deryayı korkularından 
Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza 
Söyleyelim ya hay ya huu 
-Yolları aydınlık kıl yaradan 

Kanla bir sabah 
Akşam kanla 

‘...ateş... ve öldüm...’ deniyor 
-Oysa sorular verilmişti ona 

Sorular yığılmış 
aynı kaynaktan olana 
Işık ve karanlık hakkında 

Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi 
-Ateş ve öldün uykuyla 

-Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara 
Taze doğanlara 
Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona 

'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim 
Yorgun geldim savaşmadım ama 
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim' 

'Biz artık 
Gitmeliyiz dağımıza' 
-Hayır olmaz 
Durmalıyız burada şahinim 

'Kezzap içsem 
Daha kuvvetle can çekişirdim' 
(dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi 

Heykel bekleyen kımıldamış 
Abesle elele ahbap gibi 
Avazı çıkanca bağırmıştır 

-Durmadan deniyor ki vatanım neredir 
Heykel ne diyor 
Konuşmaz heykel 
Felçtir 

Karşılıklı 
-Kaslarımız karşılıklı kasılsın 
Olsun 
-(Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında 
-Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da 
Diyor ki diyor ki 
Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir 

Kırbaçla ayağa kalkarlardı 
'biz artık... anneciğim... dağımıza...' 
ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad 
... ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları 
Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman 
Anne onları kapıya kadar uğurla gel 

Delinen böğrüme bir set ger 
'yapmayın yapmayın' çığlıkları 
Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım 
Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar 
londra moskova vaşington berlin pekin 
hava cereyanları sarsılan ikindiler 
korkularımız intihar dönemlerinde 
kötü bir alışkanlık peyda olmuştur 
bağ budama hasat zekât 
evlenme hoş görme 
Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru 
-İnce bir düşman yönelmiştir 
-Hayır içimizden yönelmiştir 
-Oh oh dıştan yönelmiştir 
-Dıştan ve içten mi yönelmiştir 
-Ne yönelmiş ne yönelememiştir 
-Yönelememiş önele Miş 

'Ey örtülerle donatılmış Mustafa' 

-Oğlum sen artık 
şarapnel gibi yağmalısın 
düşmanı güzelce vurmalısın 

'... biz artık dağımıza... anneciğim...' 

(Komşudan o ölü de kalktı 
Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı) 

(Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış bir 
taş yığınıdır. -onların yerine bilardo masaları konmuştur -şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar) 

-Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller 
Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler 

Ey aşk /... ve ey aşk mı dedin.../ 
Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri 
Gücendirilmiş gibi kayboldun 
Yerine piç döller yolladın 

Komşudan o ölü de kalktı 
Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar 
Kaş ve kalp zorla - kıvranarak 
Erkeklik ve kadınlık 
Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler 

Bir değişime gibidir azrail- 
Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar 
O yere o ölü 
insan kalabalığında ansız bir boşluk açılmıştır 
alın kımıldasın 
kalp kıvransın 
Gölden ansız bir tabutluk su alınmış gibi 
Bütün köy kımıldayacaktır/göl gibi 

Azrail devinimle çevirir bir köyü 
Bir insan kası - kadını kavrayan elleri 
mezar kazar toprak karşı komaz aralanır 
İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak 
-Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençperlik ettin 
Güneşin alnında bakır gibi göverdin 

Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak 
-ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası 
hacı izzet süleyman oğlu hey 
nice öldün 
neyledin 
nasıl becerdin 

Köyden o ölü kalkar 
Süslenmiş kurdelalar takılmış bir koç 
Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir 
Bayram değil seyrandır 
Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir 
Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektedir 

Köyden o ölü de kalktı 
-Sen de kalk sesini hayvan sesleriyle yuvarla 
Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak 
Kasabaya bir ölü haberi uçursun 
Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selâsı 
/.Ölü ilk kez müezzin-minare uyarmalarıyla dirilmektedir 
Köyden kasabayı dürtmektedir./ 
Bedir efendi durur selâyı dinler -Kim'ola- 
-(Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk 
(Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım) 
(Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar) 

(O ufak çocuklardık - Bakışları) 
(Olmaza karşı koyuşları) 
(Şimdi köy acı'dan eğilmiştir) 
Ben ölümle eğiliyorum) 
(Barsakları düğümlendi koyunlarımın) 
Bedir efendi durdu selâyı dinledi -Kim'ola- 
Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar 
Daha ilk nağmesinden alırlar ölüyü 
Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak 
Yokuşlara bir nefeste bayılırlar 
-Öyle bir çocuk tanıdım 
Karşılaşınca başka çocuklarla hızlandı 

Minarenin kapısında bir çocuk halkası 
Müezzinle inecektir ölü 
Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye 
Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk 
Kutlu çocuktur 
Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük 
Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde 
Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış 
Yeniden serpilmeye başlamıştır 
Süleyman oğlu hacı izzet evlere 
bir sepet incir gibi dağıldı 
evlere süleyman oğlu hacı izzet 

Müezzin kıs kıs gülmektedir 
kasabada evler -bir hacı izzettin varlığını bilmemekten- 
keder içindedir 

nine: kim'ola hacı izzet 
birazdan halk top gibi patlar 
-kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş 
-oh oh bülbüllüdenmiş 
bütün evlere şimdi büyük 
büyük bir memnunluk çağlamaktadır
 

Cahit Zarifoğlu


Ekleyen:Ümit SERT
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:

Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
Makber Şiiri Hakkında ve incelemesi(3954)

1950 Sonrası Türk Şiiri(3935)

Han Duvarları Şiir İncelemesi ve Şiir Tahlili(3893)

Gizem Karaca Kimdir?(3891)

Cahit Zarifoğlu ve Eserleri(3884)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazısı Yayınlamak İçin Tıklayın

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!