Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:






  
Günümüz Türkçesi ile Yunus Emre şiirleri

                    

www.arsivbelge.com
Günümüz Türkçesi ile Yunus Emre şiirleri dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Günümüz Türkçesi ile Yunus Emre şiirleri başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ İLE

 YUNUS EMRE

  ŞİİRLERİ

 

         Nadir BENCAN

   GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ İLE

YUNUS EMRE ŞİİRLERİ

 

Bu çalışmada,Abdulbaki Gölpınarlı’nın Yunus Emre adlı derleme eserindeki şiirler esas alınmıştır(Altın Kitaplar yayınevi-1971). Türkçeleştirmeye çalıştığım şiirlerin başındaki Latince numaralar, Gölpınarlı’nın eserindeki şiir numaralarıdır.  

Seçtiğim şiirlerde anlama, ölçüye ve kafiyeye uymaya çalışarak değiştirdiğim kelimeleri italik olarak yazdım. Anlam, ölçü ve kafiye yönünden değiştiremediğim kelimeleri de kalın harflerle göstererek, karşılarına en yakın anlamlarını yazmaya çalıştım. Ayrıca (*) işareti ile de bazı yerlere kısa açıklamalar ekledim. İlgilenen okuyucular Gölpınarlı’nın eserinden aynı numaralı orijinal şiiri bularak gerçek Yunus’a ulaşabilirler.

Hatalar için okuyucunun hoşgörüsüne sığınıyorum. Hataları bildirirseniz minnettarlıkla düzeltmeye çalışacağım.

            Nadir BENCAN

 

I

Geze geze yolum düştü, sabahın sinleri gördüm                      Mezar

Karışmış kara toprağa, şu nazik tenleri gördüm

 

Çürümüş toprak içre ten, sin içinde yatar pinhan                     Gizli

Boşanmış damar akmış kan, batmış kefenleri gördüm

 

Yıkılmış sinleri dolmuş, hep evleri harâb olmuş

Tüm işleri öyle kalmış, ne beter halleri gördüm                     

 

Yaylalar yaylamaz olmuş, kışlalar kışlamaz olmuş

Paslanmış söylemez olmuş, ağızda dilleri gördüm       

 

Kimisi zevk ve işrette, kimi saz ve eğlencede             Yasak eğlence partisi          

Kimi belâ ezziyette, kararmış günleri gördüm             

 

Akıp gitmiş kara gözler, belirsiz olmuş ay yüzler                     

Kara toprağın altında, gül derer elleri gördüm

 

Kimisi boynunu eğmiş, tenini toprağa salmış

Anasına küsüp gitmiş, boyun buranları gördüm

 

Kimi çığlık çığlık ağlar, zebaniler canın bağlar            

Tutuşmuş sinler ateşe, çıkan dumanları gördüm                     

 

Yunus bunu nerde gördü, gelip bize haber verdi                      

Aklım vardı bilim şaştı, nitekim bunları gördüm

 

II

Sabah kabristana vardım, gördüm cümle ölmüş yatar 

Her biri çaresiz kalmış, ömrünü bitirmiş yatar                      

 

Vardım bunların katına, baktım ecel heybetine

Nice yiğit muradına eremeden ölmüş yatar                  

 

Yemiş kurt kuş bunları ki, nicelerin bağrın deler                     

Ufacık yeni yetmeler gül gibice solmuş yatar             

 

Tuzağa düşmüş tenleri, Hakk’a ulaşmış canları

Görmez misin sen bunları, nöbet bize gelmiş yatar

 

Dökülmüş inci dişleri, dökülmüş sarı saçları                            

Bitmiş bütün teşvişleri, çamurda erimiş yatar              Fitne- kargaşalık,                 

 

Gitmiş gözünün karası, hiç işi yoktur durası

Kefen bezinin pâresi kemiğe sarılmış yatar                              

 

Yunus gerçek âşık isen, mülke sûret bezemegil                      Güzellik vermeye çalışma   

Mülke sûret bezeyenler kara toprak olmuş yatar

 

III

Yeryüzünde gezer idim, uğradım milketler yatar                      Varlıklı

Kimi yaşlı kimi çocuk, kuşağı pek berkler yatar                      Sıkı

 

Kimi yiğit kimi koca, kimi vezir kimi hoca

Gündüzleri olmuş gece, onlar gibi çoklar yatar           

 

Doğru varırdı yolları, kalem tutardı elleri

Bülbüle benzer dilleri danışman yiğitler yatar    

 

Büyük küçük ağlamışlar, server yiğitler düşmüşler                  Büyük, ünlü

Baş ucunda yay kırmışlar, kurulmuş ne oklar yatar              

 

Atlarından bulut tozan, önlerinde davul çalan                                

Ele güne hükmü geçen ne muhteşem beyler yatar

 

Gece gündüz oğlancıklar söyler iken bülbül gibi

Ayrılmışlar, anaları mezarını bekler yatar                    

 

Elleridir kınalı hep, hizmetçileri şeker- leb                             Şeker dudaklı

Kargı gibi uzun boylu, gül yüzlü hatunlar yatar

 

El bağlamıştır hepisi, Tanrısındandır umusu               

Kuma gitmiştir kimisi, evlenmeden çoklar yatar        

           

Yunus bilmez kendi halin, Tanrıdır söyletir dilin                                  

Bir nicesi yeni gelin, ak değirmi yüzler yatar     


IV

Sana ibret gerek ise gel göresin kabirleri                                

Taş olsan da eriyesin bakıp görünce bunları                

 

Şunlar ki çoktur malları, gör nice oldu halleri

Sonucu bir gömlek giymiş, onun da yoktur kolları

 

Hani mülke benim diyen, köşk ve saray beğenmeyen

Şimdi bir evde yatarlar, taşlar olmuş üstünleri             Sütun, direk

 

Bunlar eve girmeyenler, zühd-ü taat kılmayanlar                      Dinin gerekleri

Bu beyliği bulmayanlar, zira geçti devranları

 

Hani ol şirin sözlüler, hani ol güneş yüzlüler

Şöyle kayıp olmuş bunlar, hiç belirmez nişanları

 

Bunlar bir vakt beyler idi, kapıcılar korlar idi               Vakit, zaman

Gel şimdi gör bilmeyesin, bey hangidir, ya kulları?

 

Ne kapı vardır giresi, ne yemek vardır yiyesi

Ne ışık vardır göresi, gece olmuş gündüzleri               

 

Bir gün senin dahi Yunus, benim dediklerin kala

Seni dahi böyle ede, nitekim etti bunları

 

VII

Geldi geçti ömrüm benim yel esip de geçmiş gibi                     

Hele bana şöyle gelir, göz açıp da yitmiş gibi

 

İşbu söze Hak tanıktır, bu can gövdeye konuktur

Bir gün çıka gide kafesten kuş uçup gitmiş gibi

 

Miskin adem oğlanını benzetmişler ekinciye

Kimi biter, kimi yiter, yere tohum ekmiş gibi

 

Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm                    Alevsiz yanmak

Yiğit iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi                                 Olmamış, yeşil ekin

 

Bir hastaya vardın ise, bir içim su verdin ise

Yarın orda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi               

 

Bir fakiri gördün ise, bir eskice verdin ise                                

Yarın orda sana gele Hak şarabın içmiş gibi

 

Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler

Meğer Hızır İlyas ola, Âb-ı hayat içmiş gibi                 Ölümsüzlük veren hayat suyu


X

Ey yarenler ey kardaşlar ecel ere ölem bir gün

İşlerime pişmân olup kend’özüme dönem bir gün                    

 

Yanlarıma kona elim, söz söylemez ola dilim

Karşıma gele amelim, ne yaptımsa görem bir gün                   

 

Oğlan gider danışmana, çağrıdır dosta düşmana

Şol dört tekbir namaz ile ömrüm tamamlayam bir gün          Cenaze namazı

 

Beş karış bezdir giydiğim, yılan çıyan yiye tenim                   Kefen bezi;    

Yıl geçe devrile sinim, unutulup kalam bir gün            

 

Başıma dikeler hece, ne gündüz bilem ne gece                        Mezar taşı yazısı;     

Alemler ümidi hoca, sana ferman olam bir gün

 

Yunus Emre sen bu sözü dahi tamam etmemişsin

Tek yürüyeyim neyleyim, üstadıma gelem bir gün

 

XII

Sen bu cihan mülkünü kaftan kafa tuttun tut    Kaf dağından kaf dağına

Ya bu âlem malını, kumar ile uttun tut             

 

Süleyman’ın tahtına keyifle oturdun bil            

Devlere perilere hükümleri ettin tut

 

Firavn’ın hazinesin Nûşin-revan genciyle                   İran hükümdarının hazinesi

Karun malına katıp sen malına kattın tut

 

Bu dünya bir lokmadır, ağzında çiğnenmiş bil

Çiğnenmişe ne yutmak, ha sen onu yuttun tut

 

Ömrün senin ok gibi yay içinde dopdolu

Dolmuş oka ne durmak, ha sen onu attın tut

 

Her bir nefes kim gelir, keseden ömr eksilir

Çün kese ortalandı, sen onu tükettin tut

 

Çün denize garkoldun, boğazına geldi su

Deli gibi deprenme, ey biçare battın tut            

 

Yüz yıllar hoşluk ile ömrün olursa Yunus

Sonucu bir nefestir, geç ondan da üttün tut                  Geçmek, uçmak


XIII

Niceler bu dünyada günahını yuyamaz

Ömrü geçer yok yere, bir acımaduyamaz      

 

Bir nice kişilerin gaflet gözün bağlamış

Hak yoluna der isen bir yufkaya kıyamaz                    yufka ekmeğe

 

Bu dünya bir gelindir yeşil kızıl donanmış

Kişi yeni geline bakmaya hiç doyamaz                                   

 

Ey nice aslanları alır aktarır ömür

Azrail pençesine, bir yoksulca duramaz

 

Var şimdi miskin Yunus, uryan olup gir yola   çıplak

Yüz çukallı gelse de, yalıncağı soyamaz                    Zırhlı;              Yalın ayaklı


XIV

Bu dünyaya gelen kişi âhır yine gitmek gerek   Sonunda

Misafirdir vatanına bir gün sefer etmek gerek

 

Vade kıldı ol dost bize, biz bu cihana gelmeden

Öyleyse ne eğleniriz, ol vademiz yetse gerek   

 

Biz de varırız ol ile, kaçan kim vademiz gele    Kaçınırsın ki

Kişi varacağı yere gönlünü berkitse gerek

 

Can neye ulaşır ise akıl da ona bağlanır                     

Gönül neyi sever ise dil onu şerhetse gerek                 Açıklamak, anlatmak

 

Aceb midir aşık kişi maşukunu zikrederse                  Sevileni

Aşk başından aştı mı bir, gönlünü zâr etse gerek        Sesli ağlamak

 

Yunus şimdi sever isen sevgiliyi anlat bize     

Âşıkın oldur nişanı, maşukun ayıtsa gerek                 Sevdiğinden bahsetse


XVI

Gerekmez dünyayı bize, çünkü hayat sonsuz değil                  

Bir kul bin de yaşar ise ölünce bir saat değil

 

Bu dünya kahır evidir, nice ömürler eritir

Cennetten huy al eykişi, yalan yanlış gaybet değil                 

 

Şol senin mümin kulların, dünya zındanı onların

Bu dünyada mümin olan, keyif süremez, şâd değil                   Neşeli;                      

 

Burda zalimlik eyleyen, nefsini hırsla doyuran             

Yüzleri kara görürsün, öz canları rahat değil                           

 

İnsanlar ki eren ona, dün gün taat kılan ona               Gece;              İbadet

Verilir cennet onlara, zira biliştir yâd değil                               Yabancı

 

Yunus miskin mestanesin, sen seni gör ko bunları                   Sarhoşça

Dünyada gösteriş yapmak kişiye iyi ad değil                          
XVIII

Seni Hak’tan yığanı her ne ise ver gider

Ne beslersin bu teni, sinde kurt kuş yer gider   Mezarda

 

Ölene bak gözün aç, dökülür sakal-u saç

Yılan çıyan gelir aç, yiyip içip sır gider             

 

Bize bizden ulular, çokça iyi huylular                           

Şol iyi amelliler haber böyle der gider

 

Haramdan kes elini, gaybetten çek dilini                      Dedikodu, arkadan konuşmak

Azrail el’ermeden bu dükkanı dir gider            Kapatmak, dürmek

 

Ecel erer kurur baş, tez tükenir uzun yaş

Düpdüz olur dağ ve taş, gök dürülür yer gider

 

Çün can ağdı bedene, yarağ et ahırete                        İyi şeyler biriktir

Tanla duran taate, Tanrısına er gider            Tan vakti;      İbadet;           

 

Miskin Yunus ölecek, sini nurla dolucak

İman yoldaş olucak, ahırete şîr gider                           Aslan gibi


XXIII

Mana eri bu yolda melûl olası değil                             Elemli

Mana duyan gönüller asla ölesi değil               

 

Ten fanidir can ölmez, gidenler gene gelmez

Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil

 

İnci seven gönüller yüz bin yol gider ise                       

Haktan nasib olmasa, nasib olası değil

 

Sakın ki yarin gönlü sırçadır sımayasın                     Camdandır, kırmayasın

Sırça sındıktan geri, bütün olası değil             Kırıldıktan sonra

 

Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen

Bin yıl orda dursa da, kendi dolası değil                     

 

Şol Hızır ile İlyas Ab-ı hayat içtiler

Bu birkaç gün içinde, bunlar ölesi değil(*)                

 

Yarattı Hak dünyayı, peygamber dostluğuna

Dünyaya gelen gider, bâki kalası değil

 

Yunus gözün görürken yarağın eyle bugün                  Gerekli şeyler, araç

Gelmedi ora giden, geri gelesi değil

 

 

 

(*)Ab-ı hayat içerek ölümsüzlüğe kavuşan Hızır ile İlyas’ın kıyamete kadar ömür süresi vardır. Bu uzun ömrün göreceli kısalığını anlatmak için “bu birkaç gün” tabirini kullanıyor Yunus. İnsanın yaratılışından öncesi ve kıyametten sonrası sonsuz zaman içinde, kıyamete kadarki sürenin bile ne kadar kısa olduğunu vurgulamak istiyor.
XXV

Ey padişah ey padişah, her an işin düzedurur

Dünya onun bostanıdır, sevdiğini üzedurur                              Sevdiği meyve-sebzeyi toplamak

 

Yavuzluk eyleme sakın, ecel sana senden yakın

Nicelerin aslın kökün, düzüp düzüp bozadurur            

 

Sonunda görürsün orda, çok yarağ eylegil burda                  İyi işler;         

Canlar baki değil tende, de birkaç gün gezedurur

 

Sorucu gelir yer yırtıp, sorar Tanrın kimdir diye

İşbu canım onu duyup, kemiklerim sızadurur             Sızlar

 

Ey Tanrıyı bir bilenler, can Hakk’a kurban kılanlar

Ölü değildir bu canlar, aşk gölünde yüzedurur

 

Ben gördüm erenler uçtu, aşk kadehin dolu içti

Hak katında nazı geçti, şöyle yüzü yere durur(*)

 

Erenlerin kulu isen ölümün hatırla Yunus                                

Nic’erenler geldi geçti, növbet şimdi bizedurur

 

 

 

(*) Uçtuğu, aşk kadehini dolu içtiği ve Hak katında nazı geçtiği halde yüzü yere bakan alçak gönüllü erenlerden bahsediliyor.

 

XXVI

Ol dost için ağlar isem, gözüm yaşını kim sile

Ya bunca ağlamak ile, bu gözyaşı iy’ce gele               

 

Ey yarenler ey kardaşlar, kime diyem durumumu                   

Ya şu benim bu derdimin dermanını kim ne bile

 

Alem derman olur ise sensiz derman olmayacak                     

Sensiz derman olamaz ki, çün gönülde dost sevile                   Çünkü

 

Ölüp mezara girersem, etim tenim çürümeye                          

Ayrılmayam sevdiğimden, çün giderim sevgi ile

 

Ahd-i sâbık denilmeden, henüz Elest buyrulmadan                   Elest meclisinden önce

Ol ben idim ben ol idi, peki bu neden kesile                           

 

Yarenlerim der ki bana, seni ne için görmedim             

Ayrılığa düştü beden, bir menzilden bir menzile                     

 

Ol dost ile benim işim ölüp dahi bitmeyecek               

Ya nice ola ki bite, çün gönülde dost sevile

 

Yarın mahşer koptuğunda, tüm kullar nefsim diyecek                       

Ben Yunus’u hiç anmayam, Taptuk’u getirem dile

 

 

XXXII

Bir imaret göster bana ki sonu viran olmaya               Güzel yapı;                 Harabe

Kazan şu malı kim senden dökülüp geri kalmaya

 

Dökülüp kalacak malın, eller alacak helalin                            

Senden geri kalan malın sana faydası olmaya                          

 

Ol malında cömert isen, hayırlara yelter seni              Yöneltir

Malında sıkıp durursan, sahibi rahat olmaya             

 

İsrafil sûrunu ura, dağlar tepeler sürüle

Bir karınca cevabını bin Süleyman veremeye(*)

 

Bu dünya hep ıssız kala, altını malı döküle

Sebil olup öyle yata, hiç sahibi bulunmaya                             

 

Hey Yunus Emre ölünce, var yürü doğru yolunca

Dünyasını terk edenler yarın hasrette olmaya                       Ölmeden ölenler

 

 

 

 

(*)Bir gün Süleyman Peygamber bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.
Karınca da,
-”Bir buğday tanesi yerim” diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi diye düşünür.
Bunun üzerine Hz. Süleyman karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da:
-”Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah verirdi. Ben de O’na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım” diye cevap verir.


XXXIII

Tanrı gönderecek sana bir gün ecel serhengini                     Azrail

Gele görüne gözüne, azdıra benzin rengini

 

Sora sana emaneti, sahibi geri istiyor                      

Ala senden emaneti, ede seninle cengini

 

Emaneti senden ala, gövdeni kuru boş sala

Veballer boynunda kala, nefsin vura külüngünü                      Taşçı kazması

 

Malın ve varın ey paşa, hısımın kavmin üleşe    

İledeler seni taşa, göresin sinin tengini                                   Mezarın darlığını

 

Seni mezara koyalar, menzil mübarek diyeler

Üstüne tez tez yumalar dünyanın hâk-u sengini                       Taşını toprağını

 

Karanlık yerde olasın, amelin ile kalasın

Çok ah edip söyleyesin, pişmanlığın utancını            

 

Yunus şimdi tövbeye gel, can sendeyken eyle amel

Aşk ile gel kuşan artık, bu dervişlik palhengini                      Dervişlerin kemer üzerine taktığı taş


XLIV

Nasihat kandilinden bir işaret göründü

Tenim içinde canım ondan yana süründü                     

 

Nefsimin ejderhası döndü bana haml’etti                    Hamle etti

Kanaat hay demezse yeri göğü yer şimdi                    Meydan okumak

 

Kanaati yar edin, uyma nefs dileğine

Eresin hakikate, yerin buldun dur şimdi

 

Kanaat dediğini eğer sen tutmaz isen

Nefsine uyar isen, ser-gerdan ol yor şimdi                  Serseri

 

Yunus hak tecellisin şiir dilinden söyler

Canda inci var ise, Haktan yana yür’imdi        

 


 

LI

İşitin ey yarenler aşk bir güneşe benzer

Aşkı olmayan kişi misali taşa benzer

 

Taş gönülde ne biter, dilinde zehir tüter                       

Nice yumşak söylese, sözü savaşa benzer

 

Aşkı var gönlü yanar, yumşanır muma döner

Taş gönüller kararmış, sarp katı kışa benzer

 

Ol sultan kapısında, hazreti tapısında              Huzurunda

Aşıkların yıldızı her dem çavuşa benzer                       Çavuş yıldızı, Zühre,Venüs

 

Geç Yunus endişeden, gerekse bu pîşeden                 İş, sanat

Ere aşk gerek evvel, sonra dervişe benzer

 

 

LII

Ey dost senin aşkın odu, ciğerim pare baş gelir

Aşkından yanar yüreğim, yandığım bana hoş gelir

 

Aşkın oduna yandığım, ağlamak oldu güldüğüm

Dost sana zârı kıldığım, münkirlere savaş gelir                     Ağladığım;                 İnkarcılar

 

Söyler isem sözüm savaş, söylemezsen ciğerim baş

Cihanda doludur kallaş, her birinden bir taş gelir

 

Gör nice taşlar atılır, dost için başlar tutulur

Gelir gönüle bakılır, halimize haldaş gelir

 

Bizim halimizden bilen, kimdir aşka münkir olan

Bizim sevdiğimiz Hak’tır, bu halka gözle kaş gelir

 

Nice nice sultanlar var, aciz kalır aşk elinde                        

Her kim bu yola düşerse, ol bu yola yavaş gelir

 

Erenler buna kalmadı, vardı yoluna durmadı

Hakk’ı gerçek sevenlere cümle alem kardaş gelir

 

Miskin Yunus bil özünü, dosta açıp şol gözünü

Hangi burçtan bakar isen ol sultana güneş gelir(*)

 

 

 

(*)Tanrıya hangi burçtan bakarsan bak, yani hangi yol ile Tanrıya ulaşmaya çalışırsan çalış, o burç Tanrı için güneş gibidir. Tanrı katında, ona ulaşmaya çalışılan her yol en değerli aydınlık yoludur.
LXVIII

Aşk eteğin tutmak gerek, akıbet zeval olmaya                      Sonu düşkünlük olmasın

Aşktan okuyan bir elif, kimseden sual olmaya

 

Aşk dediğin duyar isen, aşka candan uyar isen

Aşk yolunda candır feda, ona feda mal olmaya                      

 

Asilzadeler nişanın eğer bilmek diler isen

Özü erkek da olursa, sözünde vebal olmaya

 

Âriflerden nişan budur, her gönülde hazır ola

Kendini teslim eyleye, söz dedikodu olmaya               

 

Görmez misin sen arıyı, her bir çiçekten bal eder

Sinek ile pervanenin yuvasında bal olmaya

 

İnci cevher ister isen âriflere hizmet eyle                     

Cahil bin söz söyler ise, manada miskal olmaya                     Anlam olarak;            1.5 dirhem

 

Miskin Yunus zehir bile aşk elinde ilaçolur                

İlm ü amel, zühd ü taat, aşk yoksa helal olmaya                   İlim ve uygulama, dinin gerekleri


LXX

Aşktan dava kılan kişi hiç anmaya hırs u hevâ  Heves

Aşk evine girenlere artık ne istek ne hevâ                   İstek, gönül akması

 

İzzet ü erkan hepisi, bunlardır dünya sevgisi   Üstünlük ve protokol kuralları

Benim cevabım sen söyle, aşka izzetimdir bahâ           Alışkanlık haline getirme

 

Dili ile aşk deyenler bilmezler aşk neyled’iğni

Aşktan haber söylemesin kim dünya izzetin seve        Üstünlük, şeref

 

Her kim izzetten geçmedi, aşıklık iftira ona    

Geçemez dost döşeğine, atla  katır yahut deve

 

Yunus’a aşık diyerek sakın özenip gelme ha

Çok bezirgan pişman olur varacağ’mız uzun yola       
LXXI

Sensiz yola girer isem çare yok adım atmağa

Gövdemde kuvvetim sensin, başım getirip gitmeğe

 

Gönlüm canım aklım bilim senin ile karar eder

Can kanadı açık gerek uçarak dosta gitmeğe  

 

Kendiliğinden geçeni, doğan eder Tanrı onu                Doğan kuşu;             

Ördeğe kekliğe salar, vade gelince tutmağa               

 

Bin Hamza’ca kuvvet vermiş kaadir Tanrı aşk erine     

Dağları yolundan ırar, kasteder dosta gitmeğe              Uzaklaştırır

 

Yüz bin Ferhad külüng alıp kazar dağlar temelini

Kayalar kesip yol eyler, Ab-ı hayat akıtmağa

 

Ab-ı hayatın çeşmesi aşıkların visâlidir                                    Kavuşma

Sohbeti aşk ile eder susamışları yakmağa

 

Aşık mı derim ben ona, Tanrının cennetin seve           

Cennet kendi bir tuzaktır, ahmaklar canın tutmağa              

 

Aşık olan miskin olur, Hak yoluna teslim olur

Her ne dersen boyun tutar, çare yok gönül yıkmağa

 

Bildik gelenler geçtiler, gördük konanlar göçtüler

Aşk şarabın içen canlar uymaz göçmeğe konmağa

 

Tutulmadı Yunus canı, geçti cehennem cenneti

Yola düşüp dosta gider, ol aslına varmaklığa 

 

LXXII

Bilir misiz ey yarenler gerçek erenler nerdedir             

Nere baksan orda hazır, nerde istesen ordadır                       

 

Aşksızlara benim sözüm benzer kaya yankısına

Bir zerre aşkı olmayan belli bilin yabandadır

 

Yalancılık eyleme ha, aşka yalan söyleme ha

Burda yalan söyleyenin orda yeri zındandadır

 

Ey kendözünü bilmeyen, söz manasını bulmayan

Hak varlığın ister isen ilim ile Kur’andadır

 

Allah benim dediğine vermiş verir aşk varlığın

Kimde ki var bir zerre aşk, Tanrı varlığı ondadır                     

 

Niceler der ki Yunus’a, kocadın sen aşkı bırak                      

Bu aşk bize yeni geldi, henüz daha turvendedir                      Turfanda


LXXIII

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni Gece ve gündüz

 

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni

 

Aşkın aşıklar öldürür, aşk denizine daldırır

Görüntü ile doldurur, bana seni gerek seni                 

 

Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem

Sensin dün ü gün düşüncem, bana seni gerek seni       

 

Sufîlere sohbet gerek, Ahîlere ahret gerek

Mecnunlara Leyla gerek, bana seni gerek seni

 

Eğer beni öldüreler, külüm göğe savuralar

Toprağım o an çağıra, bana seni gerek seni                 

 

Yunus Emre benim adım, gün geldikçe artar odum                  Ateşim

İki cihanda maksadım, bana seni gerek seni               


LXXIV

Ey dost aşkın denizine girem, garkolam yürüyem

İki cihan meydan ola, devranım sürem yürüyem

 

Girem denize garkolam, ne elif ne mim dal olam

Dost bağında bülbül olam, güllerin derem yürüyem(*)

 

Bülbül olam öyle ötem, gönül olam beden tutam         

Başımı elime alıp yoluna verem yürüyem

 

Bülbül olam öyle ötem, ey nice gönüller güdem

Yüzüm aşk ile an be an toprağa sürem yürüyem                     

 

Şükür gördüm gül yüzünü, içtim kavuşmayârını                    

Bu benlik senlik şehrini, terkini uram yürüyem                       Silip bozmak

 

Yunus’tur aşk avaresi, biçareler biçaresi

Sendedir derdim çaresi, dermanım soram yürüyem

 

 

 

(*)Yunus burada, elif, mim, dal olmak istemeyip, bülbül olup gül dermeyi isteyerek, ilmin aşk yanında değersiz olduğunu vurguluyor. Başka şiirlerinde de bunu vurgular. Bir şiirinde;

 

Dört kitabın manisin okudum hasıl ettim

Aşka gelincek gördüm, bir uzun hece imiş

 

Diyecektir. Yani dört kitabın tamamı, bir hecelik aşk ile açıklanabilir. O kitaplar, aşk hecesinin biraz uzunca anlatılmasından başka bir mana taşımıyorlar der Yunus.

 

CIII

Ey yarenler kim işitti aşık tövbe kıldığını

Ya kim işitti denize ateş düşüp yaktığını

 

 

 

 

Yüzgeçlik öğrenmeyen kul, hiç girmesin bu denize

Aşk deryasının dibi yok, şaşırmayın battığını

 

Sarraflığı öğrenmeyen bu inciyi boncuk sanır

Varır verir beş paraya, bilmez neye sattığını

 

Her kim onun gül yüzünü burada net görmez ise

Yarın o başıboş geze, hiç bilmeye n’ettiğini

 

Yunus der ki er kuluyum, Taptuk’umuz dost yüzüdür

Bu sözüme inanmayan, edebilsin ettiğini

 

CIX

Hoştur eğer yürür isem aşk oduna yana yana   Ateşine

Nasıl yanmadan durayım, aşk ateşi düştü cana

 

Bu işler tamam olunca buluşuruz sevgiliyle               

Sevgiliyi gören kişi gerek yana ve tükene

 

Bir nesne çiğ olunca o, ateş olmazsa pişer mi

Benim hayatım çiği di, aşk odu oldu bahane

 

Benim dostla pazarlığım doğduğum zamandan değil

Sever idik sevgiliyi henüz gelmeden cihana

 

Aşk maşuk’a Taptuk gerek, Yunus kuldur o kapıda

Kölesine lütuf etmek hem kaidedir sultana 

 

CXVI

Ne etsem bu gönlüm evi aşk elinden taşa gelir

Nice yüksek yürür isem aşk başımdan aşagelir

 

Nasıl söyleyim sırrımı, söyleyemem hiç kimseye

Gider sabrım ve kararım, dost önüme düşegelir

 

Hey nice sabreyler ise dost yüzünü gören kişi

Hakikati gördüm diyen, kend’özünden şaşagelir

 

Sevilenin görüntüsü türlü türlü renkler olur

Bir cilvede yüzbin gönü hiç durmadan coşagelir

 

O dost ile benim işim bulut ile güneş gibi

Bir an perdeler açılır, bir an perde başa gelir

 

Hayret gene miskin Yunus aşka tutulmuş gidiyor

Zira ki bu aşktan güzel hiç yoktur ki başa gelir

 

CXIX

Sen ki bize bizden yakın, görünmezsin hicap nedir                   Perde

Ayıbı yok ki yüzünün, üstündeki nikap nedir              Peçe

 

Demedin mi ey padişah, doğru yolu gösteririm

Ortağın da yok ey şahım, suçlu kimdir, itap nedir                  Azarlama

 

Levh üzere kimdir yazan, azdıran kim kimdir azan

Bu işleri kimdir düzen, bu suale cevap nedir

 

Rahim idi senin adın, rahimliğin bana dedin

Kitapta müjdelediğinLâ taknatû” hitap nedir                     “Ümidinizi kesmeyin”

 

Bu işleri sen bilirsin, sen verirsin sen alırsın

Ne yaptığımı bilirsin, ya bu soru hesap nedir

 

Hani bu mülkün sultanı, bu ten ise hani canı

Bu göz görmek diler onu, bu merhûma meap nedir     Öldükten sonra görünme

 

Yunus bu göz onu görmez, görenler de haber vermez

Bu yollara akıl ermez, bu koyduğun serap nedir                     Hayali görüntü


CXX

Din ve millet sorar isen, aşıklara din ne hacet

Aşık kişi harab olur, harab bilmez din diyanet

 

Aşıkların gönlü gözü maşuk diye gitmiş olur

Artık adam mı sayılır ki yapacak zühd ü taat                       Dinin gerekleri

 

Sevap alan cennet için, günahlar cehennem için

İkisinden de kurtulur, neye benzer bu işaret

 

Her kim dostu sever ise, dosttan yana gitmek gerek

İşi gücü dost olunca cümle işten olur azat

 

Onun gibi sevgilinin haberini kim getirir

Cebrail, peygamber yetmez, böyle olundu işaret

 

Soru hesap olur mu hiç, iki dünyadan geçene

Münker ve Nekir ne sorar terkolunca cümle murat               Mezardaki sorgu melekleri

 

Korku ve ümit yok olur, varlık yokluk bırakana

İlme amele bakılmaz, ne terazi var ne sırat                            Sırat köprüsü

 

O kıyamet pazarında her bir kula baş korkusu

Yunus sen aşıklar ile hiç görmeyesin kıyamet

 

 

CXXII

Hak bir gönül verdi bana, hâ demeden hayran olur

Bir an gelir neşelenir, bir an gelir giryan olur              Ağlayan

 

Bir an sanasın kış gibi, şol zemheri olmuş gibi

Bir an müjdelerle dolar, hoş bağ ile bostan olur

 

Bir an gelir söyleyemez, Bir sözü şerheyleyemez                   Açıklamak

Bir an dilden inci döker, dertlilere derman olur

 

Bir an çıkar fezalara, bir an iner taht-es sera                        Yerin dibi

Bir an sanırsın damladır, bir an taşar umman olur                   Okyanus

 

Bir an cehalette kalır, hiç bir şeyi bilmez olur

Bir an dalar ilimlere, Galen ile Lokman olur

 

Bir an dev olur ya peri, viraneler olur yeri

Bir an uçar Belkıs ile, sultan-ı ins-ü can olur              İnsanların ve ruhların sultanı

 

Bir an varır mescidlere, yüz sürer orda yerlere

Bir an kiliseye gider, İncil okur ruhban olur

 

Bir an gelir İsa gibi ölmüşleri diri kılar

Bir an öyle kibirlenir, Firavunla Hâmân olur

 

Bir an Cebrailmiş gibi, rahmet saçar her köşeye

Bir an yolunu kaybeder, miskin Yunus hayran olur

 

CXXIV

Benim ol aşk balığı, denizler hayran bana

Derya benim damlamdır, zerreler umman bana                      Okyanus

 

Kafdağı zerrem değil, ay ve güneş bana kul

Hak’tır aslım şüphe yok, mürşittir Kur’an bana

 

Çün dosta gider yolum, ezeli mülktür ilim                               Çünkü, bu yüzden

Aşktan söyler bu dilim, aşk oldu seyran bana              Gezip tozma

 

Yok iken bu saraylar, sen var idin padişah

Ah bu aşk elinden ah, dert oldu derman bana

 

Adem yaratılmadan, can kalıba düşmeden

Şeytan lanet olmadan, göklerdi seyran bana

 

Yaratıldı Mustafâ, y&


Ekleyen:nadir bencan
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
Recaizade Mahmut Ekrem Edebi Hayatı ve Şiirleri(21377)

Eski Anadolu Türkçesi Ders Notları(10087)

Deme Devriye ve Şathiye(6828)

Doğa ve Hayvan Sevgisi Şiir(5324)

19 Mayıs Şiirleri(4641)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazısı Yayınlamak İçin Tıklayın

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Mediha Kaçmaz - 02.10.2014, 10:22
 

Eskiden yapılan edebiyat şimdikine bin basar bence. Şimdiki şiirler eskisine göre çok zayıf.


ali - 12.01.2017, 12:00
 

Muazzam muhteşem gelmiş geçmiş en iyi şair derviş Yunus, Aşık Yunus , Bizim yunus


Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!